29 Temmuz 2012 Pazar
28 Temmuz 2012 Cumartesi
Ey Aziz Yıldırım!
Ey Aziz Yıldırım!
Elinde 1976 yılında yayınlanmış bir gazete yazısıyla ve yalnızca
bir yazıyla Galatasaray’ı şikeyle suçlamasını trajikomik ve ahlaksızca
buluyorum. Daha yüzündeki pisliği
temizlemeden karalama kampanyası başlatırcasına hiçbir delil mahiyeti taşımayan
belgelerle(!) Galatasaray taraftarını kışkırtan tutumlarınızı sadece onursuzluk
olarak değerlendiriyorum. Bu camiayı karalamak sizin şikeye, teşviğe ve binbir
çeşit çete suçuna bulaşmış ellerinize düşmez , düşmeyecek de! Ayrıca aynı
Hıncal Uluç’un 25 Temmuz 2011 günlü Sabah Gazetesi’nde'Fenerbahçe'ye çok yakın bir işadamı UEFA'ya 30
milyon dolarlık bağışta bulunmuş.' Diye
bir yazısı da var bilgilerinize sunarım.
Kendi hakkınızdaki tapelere, balıklara , tarlalara cevap
veremezken , sözde Galatasaray’ın kayıp milyon eurosunu araştırmak size düşmez.
Bu paranın Rigobert Song’un alacakları için verildiği de Galatasaray yönetimi
tarafından açıklanmıştır. Ayrıca Song da bu parayı aldığını kabul etmiştir.
Yapılan incelemeler sonucu Galatasaray’a dair herhangi bir suç isnad
edilmemiştir. Elinizdeki amigo mektubuyla adalet dağıtmak yerine , bu işin
içinden onurluca çekilin o kirli ellerinizi bir daha Türk futboluna
bulaştırmayın.
Ayrıca T.C İçişleri Bakanlığına ve Türk Polisine yönelik
tehditkar ve bir o kadar küstah tutumunuzun nereden kaynaklandığı da merak
konusu. Adeta Türk Polisini suçlu gibi gösteren tutumuzu , bir Türk vatandaşı
olarak kınıyor aynayı kendinize çevirmenizi temenni ediyorum. Süper Finalin son
maçında soyunma odalarına kadar inen başka takımın taraftarıymış gibi konuşmanızın
altında “Polis, Fenerbahçe taraftarını kışkırtıyor” gibi komik ve küstahça bir
söylemin olması sadece sizin gibi bir spor adamına yakışır. Tarih o maçı da , o
olayları da yazacak sayın Aziz Yıldırım.
Siz elinizden geleni
ardınıza koymayın Aziz Bey. HERKES yaptığının hesabını VE-RE-CEK! Eğer
ispatlayabiliyorsanız ; kim yaptıysa bu şikeyi verin mahkemeye herkes cezasını
çeksin. Ben bir Galatasaraylı olarak eğer takımım şike yapmışsa , bu işe
bulaşmışsa cezasını SONUNA kadar çeksin. Şike yapan kimsenin yanında ya da arkasında değilim. Ancak kuyruğuna basılmış kedi gibi
yoldan topladığınız belgelerle(!) kimseyi ama kimseyi suçlamaya zerre kadar
hakkınız yoktur.
Saygılarımla
Abdullah Yavuz
27 Temmuz 2012 Cuma
Vicente del Bosque!
Hani onu ilk televizyonda gördüğüm de 7-8 yaşlarındaydım. Pek de garipsememiştim. Hani sokakta görebileceğiniz tipten bir insan, bıyıkları , gülümsemesi bizden biri gibi. Hatta biraz abartmak gerekirse Türklük de var :) Çizgili pijaması , atleti , elinde mangalıyla balkonda oturan amcaları andırıyor biraz da :) Tabi bu işin mizah kısmı. Kimdir Vicente del Bosque? Hadi bu sempatik adamı tanıyalım..
Hayatın basamaklarını adım adım çıkan del Bosque teknik adımlıkta da pek acele etmedi. Real Madrid Castilla ile başlayan teknik adam 1994'e kadar çeşitli kademelerde Madrid ekibine hizmet etti. '94 yılından itibaren A takımın içinde bulunan del Bosque ikinci adamlık görevini yaptı. Ta ki 99-2000 sezonuna kadar. O artık tek yetkili isimdi. Raul , Guti , Casillas gibi isimleri takıma adapte etti.İlk sezon ligi 5.sırada tamamlasa da 2000-2001 Şampiyonlar ligini kazanarak ilk kupasını aldı. Bu sezon aynı zamanda lig kupasını da kaldırdı.
Artık Los Galacticos dönemiydi. Figo ve Zidane yüksek bonservis bedeliyle kadroya katılmıştı. Madrid'in 100.yılıydı. Ancak bir hayal kırıklığı ile sonuçlandı. 34.haftada liderlik kaybedildi ve lig 3. sırada tamamlandı. Copa del Rey kaybedildi. Ancak buna rağmen Leverkusen yenilerek Şampiyonlar Ligi kazanılmıştı.
Yıl 2002-2003. Artık Los Galacticos'un son hamlesi fenomen Ronaldo da takıma katılmıştı. Sezon başında Süper Kupa kazanıldı. Ardından Şampiyonlar liginde yarı final oynandı. Lig kazanıldı ve Real Madrid fırtına gibi oynuyordu. Başarılı geçen bu sezona rağmen del Bosque ile kontrat imzalamayan Perez kendi kuyusunu kazıyordu. Gerekçesi ise : " İsmi yeterince büyük değil".
Ardından Real Madrid 4 senede 4 teknik adam değiştirdi ve bu büyük bir sarsıntıydı.
Real Madrid'de geçirdiği dört sezon içinde Del Bosque, modern futbolun
en başarılı dönemini geçirdi. Bu dönemde Real Madrid, iki UEFA Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu, iki kez de La Liga Şampiyonluğu, 1 kez İspanya Süper Kupası, 1 kez Avrupa Süper Kupası, 1 kez de Kıtalararası Kupa şampiyonluğu yaşadı.
Yıllar önce bizden biri olarak görüp sempati duyduğum del Bosque 2004-2005 sezonun başında Beşiktaş'ın başına geçti.Gerek beni , gerekse tüm futbolseverleri heyecanlandıran bir transfer hamlesiydi bu. Ardından onun gelmesiyle John Carew kadroya katıldı , hızlı bir transfer dönemi geçirildi. Ancak istenen sonuçlar bir türlü alınamadı.
İşler pek yolunda gitmeyince yine kabahatli hoca oldu. 6 ay bile olmadan "Bu futboldan anlamıyor" , "Yeniköy kasabı" diyerek karga tulumba sepetlediler del Bosque'yi. İsmi Beşiktaş tarihine geçmese de aldığı 7.961.767 € tazminatla belki de Beşiktaş tarihine geçmişti.
2008 yılında Arogones bir başka faciaya yol açmak üzere Fenerbahçe'nin yolunu tutarken del Bosque'de İspanya Milli takımının başına geçiyordu. Formda İspanya takımına altın dönemini yaşatmak görevini üstlenmişti. Ve herşey beklendiği gibi gelişti. İspanya hem Dünya Kupasını , hem 2012 Avrupa şampiyonasını kazandı. Adeta Perez'e nispet yaparcasına. Tarihin en büyük vefasızlığı cevap verircesine.
Dünya Kupası , Avrupa Kupası , Şampiyonlar Ligi , Süper Kupa , La Liga Şampiyonluğu... gibi sayısız başarılara imza attı ve o artık bir fenomen.
Abdullah Yavuz
Futbolu Yönetmek!
Uzun bir aranın ardından değinmek istediğim temel bir konuyla yayın hayatımıza başlayalım.
Türk futbolu büyük bir çalkantıdan çıkmış ve insanlar '3 Temmuz' silsilesinden sıkılmışken ; yöneticilerin ilginç söylemlerle karşımıza çıkması pek de çekilir cinsten değil. Bu konu da başı çekenlerin başında da Fikret Orman geliyor sanırım. Hani futbol maçlarındaki topun sahibi çocuk kadar ukala tavırları pek de sempatik değil sanırım. Beşiktaş taraftarının hoşuna gidiyor olabilir ancak kendini seçen insanlara da pek saygı göstermediği de ortada. "Biz de hata olur yanlış olmaz" gibi kabarık ancak işi boş söylemlerden uzaklaşıp bulunduğun yerin hakkını vermesini diliyorum.
Bu konu da Süleyman Hurma beyefendi ve Kayseri yönetimi de dikkatleri üzerine çekiyor. Hurma her transfer döneminde ilginç bir pazarlama tekniğiyle istediğini alsa da kendisinin pek de sevimli olduğu söylenemez. Onun "SAT-MI-YO-RUZ" açıklamalarından sıkılan krampon.net takipçileri : "Kombine almak isteyen Kayserispor taraftarları yönetimin hışmına uğradı: SAT-MI-YO-RUZ !" diyerek bizleri biraz olsun güldürdü :) Futbola sadece ticaret mantığıyla bakmak pek de yakışık almıyor bu çağda.
Yönetim konusunda bir taş da Trabzonspor'a... Kontrat yapma , sözleşme yenileme , oyuncuları kulüpte tutma gibi konulardaki zafiyetlerini bir kenara bırakıp her gidenin arkasından sallamayı prensip haline getiren Sadri Şener de bu konu da başı çekenlerden. İnsan dönüp kendine bakmaz mı? Yılların eskitemediği Galatasaray-Trabzonspor ilişkisini bitirmek sana mı düşer be adam? Daha dikkatli davranmalı, basına açıklama yapmak yerine kulübyle ilgilense daha başarılı olacağından herkes emin.
Bunlar daha birkaç örnek , niceleri yazılabilir elbette. Ancak benden bu kadar. Umarım bütün yazı bu türden açıklamalarla geçirmeyiz ve keyifle futbol konuşuruz.
Miras Değil John Terry Geri Dönüyor!
Uzun bir aranın ardından blogumuz tekrar yayın hayatına devam ediyor! Ben de yeni bir soluk ve heyecanla yazmaya ; umarım sizler de takip etmeye devam edersiniz. Güzel sohbetler dileğiyle.. :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





